Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)
info |

bon73@mynet.com

Ocak 2008 tarihli yazilar Ocak 2008 tarihli diger ogeler resimler , videolar

!!!!!!

Baksana kim boynu bükük aglayan.
Hakki hayatindir senin ey müslüman,
Kurtar artik o biçareyi Allah için.
Artik ölüm uykularindan uyan.
**
Bunca zamandir uyudun kanmadin,
Çekmedigin çile kalmadi, uslanmadin.
Çignediler yurdunu baştan başa.
Sen yine bir kerre kimildanmadin.
**
Ninni degil dinledigin velvele,
Kükreyerek akmada müstakbele.
Bir ebedi sel ki zamandir adi,
Haydi katil sen de o coşkun sele.
**
Karşi durulmaz cereyan sine-çak…
Varsa duranlar olur elbet helak.
Dalgalarin anmadan seyrini,
Göz göre girdâba nedir inhimak?
**
Dehşeti maziyi getir yadina;
Kimse yetişmez yarin imdadina.
Merhametin yok diyelim nefsine;
Merhamet etmez misin evladina?
**
Ben onu dünyaya getirdim diye
Kalkişacaksin demek öldürmeye!
Sevk ediyormuş meger insanlari,
Hakki-i übüvvet de bu canilige!
**
Dogru mudur ye’s ile olmak tebah?
Yok mu gelip gayrete bir intibah?
Beklediğin subh-i kıyamet midir?
Gün batıyor sen arıyorsun tebah.!
**
Gözleri maziye bakan milletin,
Ömrü temadisi olur nakbetin.
Karşına müstakbeli dikmiş Hüdâ,
Görmeye lakin daha yok niyyetin.
**
Ey koca şark! Ey ebedi meskenet!
Sen de kımıldanmaya bir niyet et.
Korkuyorum, Garbın elinden yarın,
Kalmayacak çekmediğin mel’anet.
**
Hakk-ı hayatın daha çiğnenmeden,
Kan dökerek almalısın merd isen.
Çünkü bugün ortada hak sahibi,
Bir kişidir: "Hakkımı vermem" diyen.

türbe

Ankarada Şimdiki opera meydanı adıyla anılan meydandaki Karyağdı Hatun türbesinde yatmakta olan kişi onbeşinci yüzyılın ortalarında yaşamış olan Karyağdı Hatun Adıyla anılan kişidir. Türbede birde kitabe var, Ah! vaveylâ ki cellâd felek Hâke saldı bu güli nazikteri Cennetinden kabrine revzenler aç Rahmin ile bula daim ruşeni Erdi hâtiften de anın tarihi Cilvegâhı ola cennet gülşeni Hikâye şöyle; Ankara’nın en güzel kızlarından biri al duvak takınıp gelin olmuş.Vardığı genç yağız yakışıklı bir Ankara efesi, kadir-kıymet bilir bir kişiymiş. Birbirlerini pek sevmişler, pek anlaşmışlar. gel zemen git zaman aradan vakitler geçmiş , gelin kızın al duvağı solmadan kaynata, kaynana başlamışlar tazenin yüzüne bakmaya… Bir torun istiyorlar, gelin gibi elâ gözlü, oğul gibi çatık kaşlı, koçyiğit, nurtopu bir torun!. Günün birinde evin yaşlıları gelin kızın betine benzine bakmışlar da işi anlayıvermişler; Allah izni, pirler himmeti ile gelin hanım hamileymiş meğer! Eh! aş ermek kadın töresinde haktır, helaldir, ayıplayanın başına tez gelir. Bizim gelinde aş eriyor diye kimse ayıplamaz. ayıplamaz ama yavrucak öyle bir şeye aş erer ki bulup buluşturmak müşkülün müşkülü. Çünkü taze gelin, ağustos ayında kar ister. Herkes yayla güneşinde buram buram terlerken o, ortalığa yağan lapa lapa kar rüyaları görür.. Gecenin ortasında içini bir ateş basar dudakları suya hasret kalan bozkır toprağı gibi şahrem şahrem yarılır. Kızcağız kâh ağlar sızıldanır, kâh utanır, susar. Ama onunla birlikte kocasıda yanar. yakılır., döner dönenir. Elinden gelen olsa esirgemeyecek, dağları devirecek. Kar bu; yola bele dayanmaz ki… Gidip uzaklardan getire. O zaman Şimdiki gibi kolaylıklarda yok , ne buz dolapları, nede insanı bir iklimden diğerine götürecek uçaklar. Kadıncağız, gündüz hayalinde kar helvaları yiye; gece düşünde kardan adamlarla güreşe boğuşa bebeğini büyüte dursun, artık bir an gelmiş dayanamaz olmuş. Herkesin mışıl mışıl uykuya vardığı bir sıra bahçeye çıkıp hem ağlamış hem istemiş: "Allahım" demiş; Her şey senin elinde! Sen, ol deyince gökyüzünden karda yağar, nur da yağar! Ver Allahım! lâpa lâpa kar ver, avuç avuç kar yiyeyim, içimin şu bitmez yangını sönsün.Allahım! Allahım! Kar ver Allahım! Bu an hacet kapılarının açık olduğu mutlu bir anmıydı? Yoksa gelinin yanık sesi hacet kapılarını ardına mı dayadı, kim bilir?!. Bazı işler Allah ile kul arasında sırdır, ne olmuşsa olmuş işte, lâpa lâpa kar yağmaya başlamış. Tam gelinin rüyasında gördüğü gibi! Yerler bembeyaz olmuş "Kar geliyor, nur geliyor" diye sevinçden iki gözü iki çeşme sel sel ağlayan hatun, avuçlarını açar ığıl ığıl inen karları şahrem şahrem dudaklarına götürürmüş. Kar yağmış, gelin yemiş, ta… gün ağarıncaya kadar. Ertesi sabah Ankara’yı bembeyaz karlar içinde görenler büyük bir şaşkınlığa uğramışlar ama , Allah’a sözünü geçiren gelinin hikâyesi de çabucak ortalığa yayılıvermiş. Hikâyesi diyoruz çünkü gelinimiz hastadır. Yediği kar ona dokunmuş, yatağa düşmüştür. Kaynanası, kenarı pullu duvağı torununun beşiğine örtmeyi arzuluyordu ama gelinin tabutuna örtmek nasipmiş. Türbedar nine  - Türbenin üstüne her gece , cümlenin derin uykulara vardığı saatlerde bir şey yağar; karmı yağar , nurmu yağar bilmem artık, yere düşmeden kaybolur gider diye ekler.

 

avcı ve serçe

avcının biri bir gün bir serçe avlar, serçe dile gelerek avcıya "Bana ne yapmayı düşünüyorsun" diye sorar, avcı serçeye " seni kesip yiyeceğim" cevabını verir.
Bunun üzerine serçe avcıya "vallah,, benim etim ne kahvaltılık olur, ne de karın doyurur. Fakat eğer beni salıverecek olursan sana üç şey öğretirim, onlar etimi yemekten daha çok işine yarar. Kabul edersen bu üç şeyin ilkini şimdi elinde iken, ikincisini elinden uçup karşıdaki ağaca konunca üçüncüsünü de ağaçtan uçup önümüzdeki tepeye varınca söyleyeceğim" der.
Kuşun teklifine avcının aklı yatar, onu salıvermeye karar verir, "öğreteceğin ilk şeyi söyle bakalım" der. bunun üzerine kuş avcıya "elinden kaçan fırsatlar için hayıflanma" der. Avcı kuşu salıverir. Uçup karşı ağacın bir dalına konunca da ikinci şeyi öğretmek üzere "olmayacak şeye inanma"der. Bu sözlerden sonra kanatlanan kuş avcının önündeki bir tepeye varıp konar, oradan avcıya şöyle der. Ey Bedbaht adam:"Eğer beni kesmiş olsaydın kursağımdan her biri yirmi miskal ağırlığında iki inci çıkaracaktın"der.
Bu sözleri duyan avcı kaçırdığı fırsat karşısında hayıflanarak dudaklarını ısırır. Artık elinden bir şey gelmeyeceği için kuşa "üçüncüyü söyle" der.
Kuş avcıya "Sen ilk iki nasihatimi unuttun üçüncüsünü sana nasıl söyleyeyim ben sana"kaçırdığın fırsatlar için hayıflanma" demedim mi? Oysa sen daha az önce beni elinden kaçırdın diye hayıflanıverdin. "Yine ben sana "olmayacak şeye inanma" demedim mi? Benim etim, kanım ve tüylerimin hepsi tartılsa yirmi miskal çekmez, kursağımda her biri yirmi miskal ağırlığında iki inci nasıl olabilir?" der. ve uçup gözden kaybolur.
Bu hikayenin özü şudur:İnsanoğlu, kendisini aşırı tamahkarlığa kaptırınca basireti kapanarak gerçeği idrak edemez oluyor ve olmayacak şeyi olabilir gibi görüyor.

dualar

Dua âyetlerinin mealleri ile de dua etmek caizdir. Ancak mealleri, tam tercüme edilemediğinden pek hoş olmuyor. Dua âyetlerinden birkaçının meali şöyledir: 

Ey Rabbimiz bize dünya ve ahirette iyilik ver, bizi Cehennem azabından koru! (Bakara201)

Ey Rabbimiz bize sabır, cesaret ve sebat ver, kâfirlere karşı bize yardım et! (Bakara250)

Ey Rabbimiz, unutur veya hataya düşersek bizi sorumlu tutma, bizden öncekilere yüklediğin gibi bize de ağır bir yük yükleme!

Ey Rabbimiz, bize gücümüzün yetmediği işleri de yükleme, bizi affet, bizi bağışla, bize acı, sen bizim Mevlâmızsın. Kâfirlere karşı bize yardım et! (Bakara286)

Ey Rabbimiz, bizi doğru yola ilettikten sonra kalblerimizi kaydırma! [bizi sapıtma] Bize, tarafından rahmet bağışla! Lütfu en bol olan sensin. (A.İmran8)

Ey Rabbimiz, iman ettik; günahlarımızı bağışla, bizi Cehennem azabından koru. (A.İmran16)

Ey Rabbimiz, günahlarımızı ve işimizdeki taşkınlığı bağışla; ayaklarımızı [yolunda] sabit kıl; kâfirlere karşı bizi muzaffer eyle! (A.İmran 147)

Ey Rabbimiz, "Rabbinize inanın" diyen davetçiyi [peygamberi] işittik, hemen iman ettik. Artık bizim günahlarımızı bağışla, kötülüklerimizi ört, ruhumuzu iyilerle beraber al! Ey Rabbimiz, bize, peygamberlerin vasıtasıyla vâdettiklerini de ikram et ve kıyamette bizi rezil-rüsvay etme; şüphesiz sen vâdinden caymazsın. (A.İmran 193-194)

Ey Rabbimiz, bize çok sabır ver, müslüman olarak canımızı al! (Araf 126)

Ey Rabbim, beni ve neslimi namazı devamlı kılanlardan eyle; duamı kabul et, kıyamette hesap olunacağı gün beni, ana-babamı ve müminleri bağışla! (İbrahim40-41)

Ey Rabbim, bana hikmet ver ve beni salihler arasına kat! (Şuara 83)

aminn

bugün kar yağdı her taraf öyle saf öyle temiz ve masum gözüküyorki insanın kendini sokağa atıp doyasıya kartopu oynamak geliyor çocuklar gibi.ama nerdeeeee!komşular ne der ne demez gibi düşünceler benim gibi düşünen bir çok kişinin içinden geçer.çok isterim çocuklarımla soğuktan nefesim tıkanıncaya kadar kardan adam yapıp kartopu oynamayı.ama dediğim gibi yapamam ben,bana yakışmaz yakıştırmazlar.aslında ben isterimki insanlardan;birbirilerini ayıplamak yerine onlarda içlerinden geldiği gibi maskeler arkasına saklanmadan,tüm samimiyetleriyle davranıp hareket etmelerini;anlarım eğer onların içinden gelmiyorsa bazı şeyler,başkalarında gördükleri zaman da olmayacak birşeymiş gibi çok görüp ayıplamasınlar.insanız sonuçta kimse kimseye benzemez bazımız bir şeylere değer verip onu doğru görürken diğerleri böyle düşünmüyor diye onun yaşantısı fikirleri farklı diye saygı duymamak,küçümseyip ayıp araştırmak yerine o insanıda olduğu gibi kabullenmek daha etik bence ben böyle düşünüyorum;ancak bazı insanlara göre bu düşünce bile yanlış. öyle olmalıkı;onlara göre herkes standartlaşsın ben ne düşünüyorsam diğer insanlarda aynısını düşünsün.pekiii nerde kaldı demokrasi nerde kaldı insan hakları fikir ve düşünce özgürlüğü.haaaaa birde şu var halkımız arasında bunu böyle kimler sokmuş akıllarına kimler empoze etmiş bu insanları anlamak zor halkımızın çoğunluğu kadınlar eksik,bir erkeğin himayesi olmadan yaşayamaz,kendilerini ayakta tutamaz sürekli erkekler efendi kadınlar köle diye düşünüp bazı konularda,aaaaaaaaa sen kadınsın sen sus,sen kadınsın senin hakkın yok,sen kadınsın yapamazsın gibi düşünce ve fikirler bana göre insanlığı ileriye götürmez aksine yerimizde sayıp kadınları birer zavallı haline getirir.düşününki bir kadın eşinden ayrıldı,ve çocukları var;ilk etrafındaki insanların ona öğüdü şudur sen bir kadınsın nasıl geçineceksin,nasıl yalnız yaşayacaksın?sen bizi dinle evine eşinin himayesine geri dön sen kadınsın yaşayamazsın seni böyle dul rahat bırakmazlar gibi fikir ve düşünceler insanı tamamen yıpratmaktan başka bir işe yaramaz. o kadın zaten normal şartlarda karar vermemiştir ayrılmaya,belki yılların birikimi artık çekilmez hale getirmiştir ve dayanılmaz bir hal almıştır evlilik ve erkek dediğimiz güçlü,akıllı,her şatta ve ve halukarda mükemmel varlık,zaten onu evinde rahat bırakmamış ve sürekli bir zındana çevirdiği evine geri dönmesi gerektiği düşüncesiyle iknaya çalışırlar.derler yavrum yuvanı yıkma,sabret kocandır döverde,söverde kolun kırılsa başın yarılsa kapının önünede koysa sabret ve hiç birşey yokmuş gibi erkeğine saygıda hizmette kusur etme.biride çıkıp demezki o erkeğe,yavrum buda bir insandır senin yaptığında çok eyıp ALLAH onu sana emanet etmiştir YÜCE YARATICI nın emanetine sen böylemi sahip çıkıyorsun sizi birbirine eş kılan ALLAH adı üstünde eş(ne sen onun efendisi,nede o senin kölen) demez ve hep fedakar,hep cefakar,hep sadık olan kadın olmalıdır erkek aldatır erkek gezer erkek her şeye layık erkek her şeyin hakimi sen kadınsın sus ve itaat et.bu zihniyetten bu dayatmadan vazgeçmemiz gerekir.ALLAH tüm insanları islah eylesin ve hidayet nasip etsin zalim değil alim etsin

dostluk


Bir zamanlar zengin olan Sezgin ile fakir olan Ferhat çok iyi arkadaslardi. Adeta can dostuydular. Günün birininde Sezgin Ferhata "benim için canini verirmisin?" dedi. Ferhat hiç düsünmeden "seve seve veririm" dedi. Bunun üzerine Sezgin Ferhat'tan nisanlisini istedi. Ferhat ise nisanlisindan ayrilip, Sezgin'i onunla evlendirdi. Aylar sonra Ferhat bir sanssizlik eseri isten isinden kovulmustu. Aklina ilk gelen candostunu aramak olmustu. "Fabrikasinda bana bir is verir" diye düsündü ama hiç bir sey düsündügü gibi olmadi. Dostunu görmeye gittiginde o kendini yok dedirtti ve o günden sonra Ferhat dostlugunu bitirmeye karar verdi. Bu düsünceyle yolda giderken ölmek üzere olan bir adama rastladi ve onu hastaneye götürdü. Sans eseri adam kurtuldu ve servetinin yarisini Ferhata verdi. Ferhat servetin yarisini alarak zengin oldu. Can dostu olan Sezginin köskünün karsisindaki köskü aldi. Orada hayatini sürdürürken bir gün kapiya bir kadin geldi. Bir lokma ekmek dileniyordu. Ferhat bu kadina aciyarak evin islerini yapmasi için yaninda çalismasini teklif etti. Günler birbirini kovaladi ve Ferhatla bu kadin ana ogul gibi oldular ve bu kadin samimiyete dayanarak O nun sevdigi bir kadin olup olmadigini sordu. Ferhat "hayir" cevabini verince tanidigi bir kiz oldugunu ve isterse onunla tanistirabilecegini söyledi. Ferhat onu kirmamak için tanismayi kabul etti. Ferhat ile kiz tanistiktan sonra birbirlerini sevdiler ve evlenmeye karar verdiler. Herkese haber vermislerdi.Karsiki kösk hariç, ama Ferhat dayanamayarak karsiki köske de haber gönderdi. Dügün günü gelmisti. Ferhat sevdigi kiz ile dans ederken birden karsisinda eski can dostunu gördü. En sonunda dayanamayarak mikrofonu eline aldi ve su sözleri söyledi;"Bir zamanlar bir can dostum vardi bir gün benden nisanlimi istedi verdim. Ama ben ondan bir is istedigimde kendini yok dedirtti. O artik benim can dostum degildir" dedi.
Sezgin de bu sözlere dayanamayarak mikrofonu eline aldi ve su sözleri söyledi;
-"Bir zamanlar benim bir can dostum vardi. Nisanlisi kötü yola düsmüstü. Ondan nisanlisini istiyerek namusunu kurtardim. Bana is istemek için geldiginde kapimda isci konumuna düsmesin diye kendimi yok dedirttim. Babami yolunda hasta yatirttim. Servetimin yarisini O na verdim. Annemi kapisinda dilenci yaptim. En sonunda kardesimle tanistirdim. Su an da evlendigi kisi benim kiz kardesim. O hala benim CAN DOSTUM

aşk

Adam her evlilik yıl dönümünde eşine bir buket kırmızı Gül gönderir...

Bu taa ki:

Adam ölünceye kadar devam eder Ve bir gün adam Ölür.Cenaze töreni yapılır taziyeler dilenir ve kadın bir başına yıllardır hayatı paylaştığı arkadaşı eşi sevgilisi olmadan evine döner. Neredeyse her gün ağlamakta ve onu düşünmektedir.

gel zaman git zaman yine bir evlilik yıl dönümünde kadın eşine özlem duyarken kapısı çalınır. gider ve kapıyı açar ama kimsecikler yoktur sadece yerde bir buket kırmızı gül demeti durmaktadır.

Kadın heyecandan titremeye başlar ve demeti alır artık bayılmak üzeredir ve demette bir not görür korkarak okumaya başlar:
"Karıcığım biliyorum bu senin için büyük ve şaşkınlık veren bir süpriz oldu ama bilmeni isterim ki sen her zaman benim en yakın arkadaşım dert ortağım ve aşığım oldun.
Ölmekle seni sevmekten vazgeçmiş değilim.
Sevgiler ve Mutlu bir hayat dilerim.

Lütfen hayatı mutlu olarak yaşa ve beni çok fazla düşünme. Bu güller sana sen kabul ettiğin müddetçe gelecek taa ki çiçekci seni evde bulamayana kadar o gün 5 kez gelecek ve eğer sen hala yoksan anlayacak ki sen de benimle berabersin.Seni hala çok seven Eşin"
Kadın bunun kötü bir şaka olacağını düşünerek hemen çiçekçiye telefon eder ve durumu sorar. Çiçekci ona her şeyi anlatır. Hanfendi eşiniz size her sene bu güllerden gönderirdi ve o bana eğer bir gün ölürsem bu gülleri her sene aynı vakitte yine götürmemi söyledi ve bunların ücretlerini de ta o zaman fazlasıyla ödedi.Kadın telefonu neredeyse elinden düşürürcesine kapattı ve göz yaşları içinde güllere sarıldı.